otarafa: GÜNEŞ, RÜZGAR BİZE YETER! butarafa: David Shringley
Nükleere karşı mücadele asıl şimdi başlıyor


nükleer güç santrallerine hayır


http://www.kureseleylem.org/

http://www.nukleerehayir.org/


Nükleere karşı
mücadele asıl şimdi
başlıyor

BİZİ HİÇE SAYANLARA
GÜCÜMÜZÜ GÖSTERELİM!

Nükleer santrallerin
kurulmasına geçit
veren yasa meclisten
geçti.
Meclis, toplumun
sağlığını ve
çıkarlarını hiçe
saydı. Çokuluslu
şirketler kasalarını
doldursun diye
dünyanın çoktan
vazgeçtiği nükleer
enerjiyi onayladı.
Bu karar kabul
edilemez.
Nükleer öldürür.
Verimsiz ve
pahalıdır.
Nükleer santrallerin
çalıştırılması için
bol miktarda fosil
yakıt kullanılır, bu
ise küresel ısınmayı
körükler.
Kanserle mücadele
eden Karadeniz
halkının çığlığı,
topraklarında
nükleer santral
istemeyen Sinop ve
Akkuyu’da
yaşayanların
talepleri meclisin
kararıyla hiçe
sayılmıştır.
Asıl mücadele şimdi
başlıyor.
Nükleer santrallerin
yapımını engellemek
zorundayız.
KEG, nükleere karşı
olan ve yaşamı
savunan herkesi
birlikte mücadele
etmeye çağırıyor.

1 Aralık’ta
Ankara’da, 2
Aralık’ta İzmir’de
gerçekleştireceğimiz
yürüyüş ve
mitinglerde sesimizi
yükseltelim.

8 Aralık’ta
Kadıköy’de buluşalım
ve hep birlikte
nükleere izin
vermeyeceğimizi
gösterelim.

Küresel Eylem Grubu



http://www.nukleerehayir.org/genel/bizden_detay.php?kod=57004&grubuy=G%DCNDEM

NÜKLEER YASASINA KARŞI
TEPKİMİZİ GÖSTERELİM
 

ANKARA; 13.11.2007



Sayın Abdullah GÜL

Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı

ANKARA



Konu: 09.11.2007 tarihli
5710 sayılı Nükleer Güç
Santrallerinin Kurulması
ve İşletilmesiyle Enerji
Satışına İlişkin Kanunun
Veto Edilmesi Talebi

"Nükleer Güç
Santrallerinin Kurulması
ve İşletilmesi ile Enerji
Satışına İlişkin
5710sayılı Kanun"
09.11.2007 tarihinde TBMM
tarafından kabul edildi.
Makamınıza gönderilen bu
yasa, Türkiye‘yi yeni bir
karanlığa
sürükleyecektir.
Ülkemizin nükleer güç
santrallerine ihtiyacı
yoktur. Yıllardır nükleer
lobilerin baskısıyla,
ülkemiz enerji sektörü
plansız ve kuralsız
bırakılmıştır. Bunun
sonucunda da, Türkiye‘nin
enerji ihtiyacı lobilerin
baskısıyla
şekillenmiştir. Oysa ki,
pek çok ülke nükleer güç
santrallerinden
vazgeçmekte, pek çok ülke
de kısa dönemde bu
santralleri terk
edeceğini bildirmektedir.
Yatırım sahası daralan
nükleer lobiciler, bu
santrallerini Türkiye‘ye
satmaya çalışmaktadır.
Kirli, pahalı ve
atıklarına hala çözüm
bulunamamış nükleer
santral çabalarının
ülkemiz ekonomisine
maliyeti de ağır
olacaktır. Enerji alım
garantili olarak
yapılması düşünülen bu
santrallerin ülkemize en
kabaca maliyeti 12-15
milyar dolardan fazla
olacaktır. Bu maliyet,
1999 depremi sonrasında
Türkiye‘nin Dünya
Bankasından çektiği
krediden fazladır.
Ülkemizin sınırlı
kaynaklarının bu şekilde
kullanılması, ülkemizi
yeni bir ekonomik
bunalıma sürükleyecektir.

Oysaki enerjide kaynak
çeşitliliğini yerli
kaynaklarımız ile sağlama
konusunda hala atılacak
önemli adımlar vardır.
Bugün Nükleer Santral
Yasasının tartışıldığı
koşullarda yerli ve
yenilenebilir
kaynaklarımızın enerji
üretimindeki payı son
derece düşük
seviyededir.Öncelik yerli
kaynaklarımızı devreye
sokarak yeni yatırımlar
ile elektrik enerjisi
dağıtımındaki
kayıp-kaçakların
giderilmesine verilmelidir.
Bununla birlikte, nükleer
güç santrallerinin
sağlığa olumsuz etkileri
de, başta Çernobil
nükleer kazası olmak
üzere pek çok facia da
yaşanmıştır. Bu kaza
sonrasında "Karadeniz
Bölgesinde" kanser
vakalarında ciddi
artışlar olmuş ve bu
kazanın etkisi kuşaklar
boyu sürmüş ve
sürecektir. Nükleer
lobicileri zengin etmek
amacıyla hazırlanan bu
yasanın, gelecek
kuşakların ve yaşamımızın
ipotek alınmasına neden
olacaktır.
Kurulacak bu santrallerin
ekolojik geleceğimizde
onarılamaz tahribatlara
yol açacağı ortadadır.
Nükleer santrallerden
çıkan atıkların binlerce
yıl kaybolmadığı toprağa
ve suya karışma tehlikesi
barındırdığı açıktır.
Yıllarca gelişmiş ülkeler
nükleer santral
atıklarını başka ülkelere
göndermeye çalışmıştır.

Nükleer Güç Santralleri
hakkındaki kanunu
çıkartan Meclis bu konuda
kamuoyunda geniş bir
uzlaşma aramadan, "ben
yaptım oldu" anlayışıyla
bu yasayı dayatmıştır.
Konuya duyarlı bütün
kesimlerin Sinop'ta ve
Akkuyu' da başta yöre
halkının nükleer santrale
karşı çıkması, Meclise
verilen 100.000 imza,
bilim insanları bildirisi
önemli yurttaş tepkileridir.
Anılan sebeplerle 5710
sayılı yasanın
onaylanmamasını
takdirlerinize arz
ederim. Yaşamlarımız ve
güzel ülkemiz bir avuç
lobicinin çıkarlarına
emanet edilmemelidir.
Saygılarımla.


Ad, soyad:
Adres:
Tel:
Faks:
E-Posta:


Adresi:
Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği
06689 Çankaya, ANKARA

Faks:
0 312 441 38 16

E-posta:
cumhurbaskanligi@tccb.gov.tr


http://www.greenpeace.org/turkey/news/nukleer-yasa-onaylandi
 İstanbul,
Uluslararası  —
Nükleer yasa, tüm
çabalarımıza rağmen,
Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül
tarafından onaylandı
ve bugün kabul
edildi. Yasayla
ilgili derin kaygı
ve endişemizi genel
müdürümüz Ahmet
Bektaş şu şekilde
dile getirdi:
“Küresel ısınmanın
dünyaya ve ülkemize
getireceği korkunç
yıkımları artık
cumhurbaşkanından
milletvekiline kadar
Türkiye’deki tüm
siyasetçiler ciddiye
almalı. Nitekim,
Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri Ban
Ki-moon ‘İklim
değişikliği bizim
kuşağın önündeki en
büyük meydan okuma’
diyerek konunun ve
harekete geçmenin
aciliyetini dile
getirmişti. Ancak
nükleer yasa
hükümetin ve
cumhurbaşkanının,
iklim
değişikliğinden ve
konunun
aciliyetinden ne
kadar habersiz
olduğunu açıkça
ortaya koyuyor. Bir
tek çivi bile
çakılmadan bu
hatadan geri
dönülmeli”.
Nükleer yasa ile,
kömürlü termik
santrallere ve
nükleer santrallere
bir tavan fiyatı
belirlemeksizin
onbeş yıl alım
garantisi
getiriliyor. Böyle
bir teşvik, ağır
çevresel ve sağlık
maliyetleri olan bu
tip enerjilere
dünyanın başka hangi
ülkesinde
sağlanıyor? Bu
yetmezmiş gibi
Bakanlar Kurulu’na
da doğrudan parasal
teşvik imkanı
sağlanıyor.

Ahmet Bektaş şöyle
devam etti “Nükleer
yasa ile, nükleer
santrallere ve
kömürlü termik
santrallere
getirilen teşvikler
akıl dışı ve kabul
edilemez. Ekonomik
olarak çok daha
uygun olan; halk
sağlığını, iklimi ve
ekonomiyi olumsuz
etkilemeyen, gelecek
nesillere göğsümüzü
gere gere miras
bırakabileceğimiz
güneş gibi
yenilenebilir
teknolojilerimiz ve
enerji verimliliği
fırsatlarımız var.
Bunları tercih
etmeyip kömür ve
nükleer gibi çıkmaz
sokaklara sapacak
zamanımız ise yok.
Hükümet halka hizmet
görevini yerine
getirmek istiyorsa
yapacağı ilk iş
enerji
politikalarını
yeniden gözden
geçirmek olmalıdır”.
 

Yalnızca güneş
enerjisi
teknolojilerinin
Türkiye’deki
ekonomik
potansiyeli,
planlanan nükleer
santrallerin ve
kömür rezervlerine
bağlı tüm elektrik
enerjisi
potansiyelinin
neredeyse toplamına
eşit. Buna karşılık
güneş enerjisi hiç
tükenmeyen, bedava
bir kaynak. Oysa
uranyum ve kömür
tükenir kaynaklar
olduğu gibi,
maliyetleri de
giderek yükseliyor.
Güneş
teknolojilerinin ise
yakın geçmişte
maliyetleri en hızlı
düşen teknolojiler.
Türkiye’de güneş
enerjisi için hiçbir
teşvik olmadığı gibi
ciddi hiçbir hedef
de belirlenmiş
değil.
— Pinar Akpinar

http://www.bilimbilmek.com/sayfa/nukleer_enerji_bilgilendirme_dosyasi.html
http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=57337


EMO’DAN TAEK TOPLANTISINA
KATILMAMA KARARI

Elektrik Mühendisleri
Odası (EMO), Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu’nun
(TAEK) nükleer
santrallara ilişkin
ölçütler konusunda bugün
(28 Kasım 2007) yaptığı
toplantıya katılmamıştır.
Türkiye’nin enerji
ihtiyacının
karşılanmasında pahalı,
tehlikeli ve dışa bağımlı
nükleer santral
kurulumunun, mevcut
potansiyel
değerlendirilmemişken
yanlış bir siyasi tercih
olduğunu kamuoyuna
açıklamış olan EMO,
teknik ölçütlerden önce
yasanın kendisinin de
oldukça tartışmalı ve
kamu yararına
aykırılıklar taşıdığını
ortaya koymuştur.
 

EMO, onaylamadığı bir
yasanın ve karşı çıktığı
nükleer santral
kurulumunun ölçütlerinin
belirleneceği toplantıya
katılımı uygun
görmemektedir. EMO mevcut
yasaya ilişkin şu temel
itirazlarını da kamuoyuna
daha önce açıklamıştır: 

1- 10. Cumhurbaşkanı‘nın
kısmen veto ettiği yasa
komisyonda verilen
önergelerle yeni baştan
yapılmıştır. Ancak
hükümet yasayı yeni
tasarı olarak TBMM‘ye
sevk etmeyerek, söz
konusu yasa üzerinde
demokratik tartışma
ortamı sağlanmasını
engellemiştir.

2- Yasanın kabulü
açısından da usule
ilişkin önemli itirazlar
bulunmaktadır. 10.
Cumhurbaşkanı‘nın veto
ettiği maddeler dışında
TBMM‘de değişiklik
yapılmasının Anayasa‘ya
aykırı olmasından,
yapılan oylamada hile
yapıldığına varılıncaya
kadar çeşitli iddialar
söz konusudur.

3- Bu yıl ve gelecek yıla
ilişkin ciddi bir
elektrik açığı
tehlikesine karşı önlem
almayan hükümet, 10-15
yıl sonra devreye
girebilecek nükleer
santral kurulumu
konusunda her türlü
keyfiliğe açık, her
isteyene istediğini verme
anlayışı güden 3‘lü bir
hukuk yapısı
getirmektedir. Bu durum
da kişiye özel
düzenlemeler ve
eşitsizlik yaratıcı
unsurlar içermesi
nedeniyle hukukun temel
ilkelerine aykırılık
oluşturmaktadır.

4- Nükleer santral
kuracakların uyması
gereken ölçütler
kamuoyundan sır gibi
saklanmaktadır. Yasada,
bu ölçütler
belirtilmediği gibi bu
konulara ilişkin ikincil
mevzuatın Resmi Gazete‘de
yayımlanmasına dair bir
düzenleme dahi
yapılmamıştır. Teknoloji
seçimi, yakıt temini,
güvenlik önlemleri gibi
konularda yapılacak
düzenlemeler hem yasama
denetiminden hem de
kamuoyundan gizlenmektedir.

5- Ülkemizde kurulacak
nükleer santrallardan
üretilecek elektriğin
yurtdışına satışını
yasaklamaya yönelik
hiçbir düzenleme
yapılmamıştır. Ülkemizde
nükleer santral kurulması
yoluyla AB ve
Ortadoğu‘nun enerji
ihtiyacının karşılanmak
istendiğine ilişkin ciddi
bir endişe doğmuştur.

6- Kurulacak nükleer
santrallara ilişkin ne
kapasite, ne de elektrik
fiyatına yönelik bir
belirleme yer almaması,
kamunun alım garantisi
yoluyla ciddi zarara
uğratılmasının önünü
açmaktadır. Hükümet
nükleer santralı özel
sektör mü, kamu mu
yapacak ona bile karar
verememiş, çorba bir yasa
hazırlamıştır.

7- Kamuoyuna yansıtılan
ifadesiyle kamu-özel
ortaklığı olarak nükleer
santral kurulumuna
ilişkin bir düzenlemeye
de yer verilmiştir. Ancak
bu düzenleme özünde
özelleştirme işlemine de
açık olmasına karşın, bu
konuda 10.
Cumhurbaşkanı‘nın
Anayasa‘ya aykırılık
gerekçesi yok sayılarak
gerekli düzenleme
yapılmamıştır.

8- Kurulumu kadar pahalı
olan atık ve söküm
maliyetlerinin kamuya
yıkılmasına yönelik 10.
Cumhurbaşkanı‘nın itirazı
yine dikkate alınmamış,
atık ve söküme ilişkin
kurulacak fonun
kaynaklarının yüzde
25‘ine kadar varan bir
düzeyde Hazine tarafından
maliyetin karşılanması
öngörülmüştür. Bu durum
da ülkede nükleer santral
kurup, ürettiği elektriği
satarak kar edenler
yerine halka faturanın
kesilmesi nedeniyle kamu
yararına aykırılık
oluşturmaktadır. 


http://kureseleylem.org/index.php?option=com_content&task=blogcategory&id=14&Itemid=51

Bir yanda iklim felaketi
diğer yanda nükleer
tehlike  

21 Temmuz 2006

Hükümetin enerji
politikası: Kırk katır
mı, kırk satır mı?

 
         Rusya Ukrayna
doğal gaz krizi, petrol
fiyatlarının artışı,
Türkiye’nin 2007
itibariyle enerji açığı
olacağı haberleriyle
birlikte, kamuoyunda
Türkiye’nin enerji
politikalarının
düzeltilmesi için çeşitli
yorumlar yapıldı. Bu
tartışmalar daha en
başından, genel olarak
geçen yüzyılda tercih
edilmiş, tükenmekte olan
ve maliyet rejimleri
siyasi/ ekonomik şartlara
bağlı olarak
istikrarsızlık gösteren
nükleer, kömür ve
petrol/doğal gaz
eksenlerinde kilitlendi.

            Enerji,
endüstriyel üretimden
günlük ihtiyaçlarımıza,
ulaşımdan ısınmamıza
kadar hayatımızda önemli
bir yer kaplıyor. Yine de
enerji ihtiyacımızı
karşılamak için insanlığı
ve üzerinde yaşadığı
gezegeni felakete götüren
enerji kaynaklarından
birini seçmek zorunda
değiliz. Böyle bir seçime
bizi zorlamak ancak
Türkiye’de sıkça
yapıldığı üzere, 
kamuoyunu yanlış
bilgilendirme, doğru
bilgiyi saklama gibi
yollardan geçiyor.
60’lardan bu yana üç tane
başarısız uluslararasi
nükleer santral
ihalesinden sonra
toplumun belleği yokmuş
gibi davranan ve
kamuoyunun tepkisinden
çekinen AKP hükümeti,
nükleer santrallerin
yerlerini saptamak için
yaklaşık iki yıldır
yürüttüğü araştırmaları
bile açıklamaktan çekiniyor.

        2000 yılında
bakanlar kuruluyla iptal
edilen nükleer santral
projesine karşı, TMMOB
ile birlikte çalışan,
geniş katılımlı nükleer
karşıtı platformun
kuruluşunda etkin bir
çalışma sergileyen
Greenpeace, tüm dünyada,
uzun yıllardan beri bu
eski tip enerji
kaynaklarından
vazgeçilmesi ve yerine
yeryüzünde sınırsız
olarak bulunan, çevresel
maliyetleri en düşük
seçenekler olan rüzgar,
güneş, biyokütle,
jeotermal, küçük hidro
gibi yenilenebilir enerji
kaynaklarına geçiş
yapılması için
kampanyalar yürütüyor.
Daha son doğal gaz krizi
baş göstermeden aylar
önce Türkiye’nin fosil
yakıt bağımlılığını
protesto etmek amacıyla
Greenpeace sadece eylem
yapmakla kalmamış,
internet üzerinden bir
dilekçe kampanyası
başlatarak, Enerji
Bakanlığı’nı Türkiye’nin
enerji ihtiyaçlarını
fazlasıyla karşılayacak
yenilenebilir enerjilere
yönelmesi konusunda
uyarmıştı. Ancak Enerji
Bakanlığı’nın cevabı, en
başta Türk insanının
güvenliğini hiçe sayarak
enerji güvenliği
iddiasıyla nükleer enerji
dayatmasını sürdürmek 
biçiminde oldu.

            İster ABD’de,
ister Hindistan’da, ister
Türkiye’de nerede
üretilirse üretilsin
nükleer enerjinin
açıklanmayan sakıncaları
ise şöyle sıralanabilir:   

 

1.      Nükleer enerjinin
maliyeti çok yüksektir.
Şüphesiz nükleer
elektriğin gerçek
maliyeti tesis söküm ve
radyoaktif atık
maliyetleri hariç tutulsa
dahi, rüzgar gücünden de,
biyogazdan da, bazı güneş
enerji teknolojilerinden
ve jeotermal enerjiden de
daha pahalıdır (FoE
Avustralya, Nuclear Power
[Nükleer Güç], Ekim
2005). Dünyadaki enerji
piyasalarının
özelleştirilmesi
eğiliminden dolayı,
yatırımcılar nükleer
enerjiye sırtlarını
döndüler. Çernobil ve
Three Mile Adası
kazalarından sonra
alınması zorunlu hale
gelen güvenlik önlemleri
zaten yüksek olan ilk
yatırım maliyetlerini
fazlasıyla arttırmıştı.
Avrupa ve ABD’de bundan
15 yıl önce tavan yapan
reaktör sayısı o tarihten
itibaren düştü. Reaktör
satışları 1950’lerdeki
düşük satış rakamlarına
geri döndü. Buna karşılık
rüzgar ve güneş
enerjileri pazarı her yıl
% 20 ile %30
seviyelerinde büyüme
gösteriyor. Amerikan
Bütçe Ofisi’nin
hazırladığı bir rapor
buna iyi bir örnektir.
Raporda hükümetin bir
nükleer santralin yapımı
için % 50 hazine kredisi
verme önerisini
değerlendiren Ofis’e göre
“Böyle bir kredi
taahütünün, geri
ödenememe riski çok
yüksektir -%50’den daha
fazla-. Bu risk, ekonomik
olmayan santralin diğer
enerji kaynaklarına göre
daha yüksek ilk yatırım
maliyetleri hesaba
alınarak ölçülmektedir.”
(Congressional Budget
Office Cost Estimate, S.
14 Energy Policy Act of
2003, May 7, 2003
[Kongresel Bütçe Ofisi
Maliyet Tahmini, 2003 S.
14 Enerji Yasası, 7 Mayıs
2003]). Görüldüğü gibi
bugüne dek yüz
milyarlarca dolar
sübvansiyonlarla ayakta
tutulmaya çalışılan
nükleer enerjinin
piyasada  rekabet
yeteneği yoktur.

2.      Nükleer enerji
fazlasıyla tehlikelidir.
En yeni teknolojiye sahip
oldugu  iddia edilen
tesislerde bile,
felaketlere neden
olabilecek kaza riski
vardır. Tehlike sadece
Çernobil’de yaşandığı
gibi kaza risklerinden
değil, giderek artan
nükleer silah üretiminden
ve terörizmden de
kaynaklanmaktadır.
Bugünün dünyasında bir
nükleer tesis bir ülkeyi
kendi evinde vurmak için
açık bir hedeftir. Kaldı
ki radyoaktif gazların ve
sıvıların rutin olarak
nükleer santrallerden
salımı da ciddi bir halk
sağlığı riski
oluşturmaktadır.

3.      Nükleer enerji ve
nükleer silah bir
madalyonun iki yüzü
olduğu için “Nükleer
gücün barışçıl  kullanmı”
gerçekte söz konusu
değildir. Nükleer
enerjinin dünya çapında
yayılması, daha çok
devletin nükleer silah
sahibi olmaya
çalışmasından başka bir
etki yaratmayacaktır,
çünkü nükleer santral
atıkları nükleer bomba
hammaddesidir ve yine
nükleer santraller
vasıtasıyla uranyum
zenginleştirilmesi
yapılır. Siyasi istikrarı
bir türlü yakalayamayan
Türkiye’de geçmişte pek
çok lider nükleer silah
sahibi olma heveslerini
dile getirmiştir. Nükleer
silah çılgınlığına
katılmak Türkiye’nin
çıkarına değildir.
İncirlik’te bulunan
ABD’ye ait 90 adet atom
bombası Türkiye’yi zaten
yeterince büyük bir
tehlikeye sokmaktadır.

4.      Nükleer enerji
ömrü yüz binlerce yıl
olan çözümsüz ve ölümcül
radyoaktif atık üretir.
50 yıllık nükleer enerji
deneyi bu soruna çözüm
getirememiştir. Bu
tehlikeli atıklarla
başetmeye çalışmak yerine
Türkiye sürdürülebilir
çözümler üretmelidir.
Oysa 30 yıl elektrik
üretecek diye bir nükleer
santralden bu kadar uzun
ömürlü ve çözümsüz
atıklar üretmek akıl ve
ahlak dışıdır.

5.      Nükleer santral
yapımı çok uzundur ve
getirisi çok sınırlıdır.
Bütün yasal onaylardan
geçmiş bile olsa, bir
nükleer santralin yapımı
ilk elektriği üretene
kadar en az 10 yıl sürer.
Bugün nükleer enerjinin
dünya birincil enerji
üretimi içindeki payı
sadece %5’tir (Toplam
elektrik üretimindeki
payı ise % 16). Oysa
yenilenebilir enerji
kaynakları çok daha kısa
zamanda üretime
geçebilmektedir.
Türkiye’de yenilenebilir
enerji için Mayıs 2005’de
çıkarılan yasanin oldukca
zayıf olmasina  rağmen,
altı ay içerisinde
yenilenebilir enerji
üretimi için Türkiye’nin
toplam elektrik kurulu
gücünün dörtte biri kadar
(11.000 MW) yenilenebilir
enerji yatırımı başvurusu
olmuştur. Enerji
Bakanlığı’nın, Türkiye’yi
nükleer enerji çıkmazına
sürüklemek yerine, yasal
çerçeveler içinde bu
başvuruları en kısa
zamanda değerlendirmesi
gerekmektedir. Oysa
halkın enerji verimliliği
ve yenilenebilir enerji
talebine karşın
bakanlığın tutumu,
bunları ve gelecekteki
potansiyel yatırımları
engeller niteliktedir.

6.       Nükleer ve fosil
yakıt santralleri, enerji
kayıplarına yol açan bir
enerji anlayışına
dayanmaktadır. Bu tarzda
üretilen elektriğin
önemli bir kısmı iletim
ve dağıtım esnasında
kaybedilir. Bu kayıpları
önlemenin tek yolu
enerjide ademi
merkeziyetçilik
anlayışıyla tüketim
merkezlerine yakın
yenilenebilir enerji
üretimini güçlendirmek,
tek tek bireylerin ve
kurumların enerji
üretebilmesini ve
şebekeye
bağlanabilmelerini
sağlamaktır. Bu yolla,
kendi kendine yeten
yerleşimler kurabiliriz.
Enerji güvenliğimizin
sağlanması için
yenilenebilir enerjiler
kadar gerekli olan diğer
yol ise enerji
verimliliğidir. Enerji
verimliliği için yol
haritamız ise ulusal bir
enerji politikası
değişikliğiyle,
Türkiye’de % 25’lere
varan elektrik enerjisi
kayıplarının bir an önce
azaltılması ve ülke
çapında enerji israfını
azaltacak teknoloji ve
uygulamalara
yönelmemizdir. Yeni
Yatağanlar, yeni
Çernobiller ancak böyle
engellenebilir.    

7.       Nükleer enerji
iklim değişikliğine çözüm
değildir. Gerek yapım
süresi gerekse toplam
enerji içerisindeki
payının elli yılda
anlamlı bir noktaya
gelememiş olması
gösteriyor ki, nükleer
enerji tercih edilirse
iklim değişikliğine karşı
mücadelede çok geç
kalınacaktır. Ayrıca,
nükleer enerji kullanımı
uranyum madenciliği ve
santral inşaatı yüzünden
önemli ölçüde seragazı
salımı söz konusu
olmaktadır. Zaten
hiçkimse bizi, bir
felakete karşılık başka
bir felaketi seçmeye
zorlamamalıdır.         
        

           

            Nükleer
enerjinin bu derece
verimsiz ve tehlikeli
olmasına rağmen, üç
başarısız ihale
denemesinden sonra hala
Türkiye’nin gündeminde
olması sadece Türkiye’yi
tehlikeli bir eşikte
tutmakla kalmamakta aynı
zamanda bugün dünyanın en
hızlı gelişme gösteren
yenilenebilir enerji
imkanlarının
değerlendirilmesini
geciktirmektedir.
Yenilenebilir trenini
kaçırmak ve enerjide
verimlilik seferberliğine
geçememek hem istihdam
yönünden, hem de ekonomik
ve çevresel açıdan
ülkemizin zararına
olacaktır. Türkiye
Midyat’a pirinç almaya
giderken evdeki bulgurdan
olmamalıdır. Hükümet ve
Enerji Bakanlığı da artık
nükleer ve fosil yakıt
lobilerini dinlemek
yerine, temiz bir çevrede
felaketler beklemeden
yaşamayı tercih eden
halka olan
sorumluluklarını yerine
getirmek zorundadır.    

 

Hilal Atıcı

Greenpeace Akdeniz

Enerji ve İklim
Kampanyası Sorumlusu

http://www.greenpeace.org/turkey/campaigns/nuekleersiz-ortado-u/nuekleer-gue

Greenpeace ve Avrupa
Yenilenebilir Enerji
Konseyi tarafından
hazırlanan Enerji
(D)evrimi Raporu: 
http://www.greenpeace.org/turkey/press/reports/enerji-devrimi-raporu


boşlukları doldurun


bunlara da göz atabilirsiniz:

otarafa: GÜNEŞ, RÜZGAR BİZE YETER! butarafa: David Shringley

iletişim - şikayet - kullanıcı sözleşmesi - gizlilik şartları